Öğrenme ve öğretme yolunda 20 yıl : ÇYDD

Prof.Dr.Türkel Minibaş
Genel Başkan Yardımcısı


Bazı yıllar vardır açlıktan yolsuzluklara, ekonomik krizlerden savaşlara kadar tüm sorunların sihirli değnek değmişçesine düzeleceğini sanırız. Takvim yaprağının 31 Aralık’tan 1 Ocak’a döneceği günü umutla bekleriz. Bazı yıllar ise, öylesine gelip gidiverirler ki takvim yaprağı 2 Ocak’ı gösterdiğinde külkedisi örneği her şey eskiye döner.

1989, başlangıçta bu tür yıllardan biriydi.

Server Tanilli’nin “Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz?” kitabıyla başlayan kitap toplatma hareketinin… Petrolden otobüs biletine, çimentodan ilaca süren zam sağanağının… Döviz kurlarındaki rekor artışların… 1988’le birlikte geride kalmadığını herkes biliyordu. 3 Aralık günü YÖK Genel Kurulu’nun disiplin yönetmeliğinde yaptığı değişiklikle “Dini inançlar nedeniyle saçların ve boynun kapatılması”nı serbest bırakma kararından bir hafta sonra “Öğrenci affı ve üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasına ilişkin yasa”nın TBMM’de kabul edilmesi gelen yılın gidenden farklı olmayacağını gösteriyordu.

Türkiye değişiyordu, dünya değişiyordu. İki farklı ideolojinin simgesi haline gelen Berlin Duvarı çatırdamaya başlamıştı. Değişimi değişim belirginleşmeden yakalamak kolay değildi, ama... Ne yapmalı sorusunun sıkça sorulduğu o günlerde bir avuç demokrat aydın baskıların ortadan kalktığı, düşüncenin yüksek sesle paylaşımının yasak olmadığı, örgütlenme özgürlüğünün geçerli olduğu “çağdaş yaşam” tarzının ne olması gerektiğini sorguluyordu.

1980’nin “Köşeyi dönen kazanır” zihniyetine karşı Cumhuriyet’in ilkeleri üzerinde yükselen, yurttaş olma bilinciyle hareket eden, paylaşımcı bir Türkiye özlemiydi bu. “Karanlığın Ayak Sesleri” bildirisi bu özlemle ortaya çıkmıştı. İmzalayanlar arasında kimler yoktu ki… Akademisyeninden sanatçısına, özel şirket yöneticilerinden siyasetçilere demokrasiye inanları bir araya getirmişti.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), tam da bu tartışmaların başladığı günlerde kuruldu. Atatürk rozetiyle sokakta gezmenin bile cesaret istediği o günlerde anti-laik yükselişe karşı paneller, konferanslar, yürüyüşler düzenleyerek Türkiye aydınlanmasının sesi oldu. Dahası, ardı sıra kurulan Atatürkçü Düşünce Derneği’ne de iyi bir örnek oluşturdu.

ÇYDD’nin Türkiye sivil toplum örgütlenmesinin özgün bir örneği olacağı o günlerde çoğu kimsenin aklına gelmedi. Bunda, sivil toplum olgusunun henüz bilinmiyor olması kadar, 1980 öncesinin demokratik kitle örgütlerinin yapılanma biçiminin ötesine geçilememesinin etkisi vardı. Zira 1980 rejimi, sadece bu tür örgütlenmeleri yasaklamakla kalmamış aynı zamanda örgütlerin taze kan gereksinimlerini karşılayacak gençleri de farklılaştırmıştı. Onlar Nescafe, Marlboro sigarası, Lamswool kazak, fast-food ile ebeveynleri, öğretmenleriyle aynı yıllarda tanışmışlardı. “Köşeyi dönen kazanır” zihniyetinin ninnisiyle büyütülmelerine rağmen bazen tiyatroyla, bazen müzikle, çoğunlukla da markalar üzerinden kendi cümlelerini kuruyorlardı.

ÇYDD’nin farklılığı da zaten gençlikteki bu değişimin ayırdına varmasıyla başladı. Hareket alanı belirlenmişti: Eğitim. Ülkenin her köşesindeki çocuk ve genç okula ulaşıncaya kadar sürecek bir seferberlikti bu. Önce burslar başladı. İlk burs programı 100 üniversite genciyle başlamıştı. Bir çocuğa daha burs bulabilmek için çalınan kapıları, o kapıların ardındaki coşkulu kucaklaşmaları unutmak mümkün mü?

Gelin görün ki, kışın çetin koşullarında okula ulaşamadıktan sonra bursların ne faydası olurdu ki! Mevcut yurtların iyileştirilmesi, kız yurtlarının açılması işte böyle başladı. Bazen birkaç üye, bazen birkaç şube bir araya gelip bir köy okulu inşa etti. Bazen bir oyun parklı anasınıfını.

ÇYDD’nin bir diğer önemli özelliği de o sırada oluşmaya başladı. Kurucu listesindeki çoğu akademisyen kimliklerin albenisine kapılmadan “çağdaş Türkiye” ilkesinde her sosyo-ekonomik sınıftan kendini yurttaş hisseden elini taşın altına koyuyordu. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yeni bir ilk daha oluştu dersem abartmış olmam. Bu, “BEN” den “BİZ” e giden yolun açılımıydı. Tuğlayı taşıyanın da koyanın da finanse edenin de kendini eşit görmesiydi. Daha da önemlisi, gençliklerinde politikayla uğraşmamış kitlelere yurttaşın devletini, demokrasiyi sorgulatmayı öğretmesiydi.

O günlerde özel sektör firmalarının bugünkü “sosyal sorumluluk bütçeleri” yoktu. Burslar öğretmeni, memuruyla çalışan ve emeklilerin maaşlarından yaptıkları tasarruflardan oluşuyordu. Türkiye’nin sorunları yüzeye çıktıkça burs verenlerin sayısı da arttı. Burs programlarına ana sınıfları, yatılı ilköğretim okulları, yurtlar, kitaplıklarla örülü 20 yıllık bir tarih eklendi. Bu 20. yüzyıldan 21’nciye geçerken öğretmeni, mimarı, valisi, kaymakamı, muhtarı, işadamıyla bir ulusun eğitim tarihiydi.

Kısacası, ÇYDD’nin üyesi olsun olmasın toplum gönüllüğünün neler başarabileceğinin tarihini hep birlikte oluşturmuştuk. Bu nedenle de çoğumuz tek tek yaptıklarımızla övünmektense örgütün başarısıyla gönendik.

Ne var ki, kuruluşunun 20.yılını kutladığımız 2009 yılı sadece bizim için değil benzer ülkelerdeki sivil toplum örgütleri için de bir dönüm yılı olacak. Çünkü küreselleşmenin getirdiği yeni devlet düzeni bürokrasi ve özel kesim olmak üzere iki temel ayak üzerinde yeniden inşa edilirken artık devlet sadece kolaylaştırıcı görevini üstlenmekte. Sivil toplum örgütlerine de devletin çekilmesiyle oluşan boşlukları gönüllülük esasıyla doldurmak düşmekte. Ne var ki, bunu gerçekleştirebilmeleri için

• Uzmanlık alanlarını belirlemeleri,
• Üyelerinin bilgi işlem ve iletişim teknolojisinin yeniliklerine uyumlu,
• Kendi finansman kaynaklarını yaratma özelliğine sahip,
• Özel sektör firmalarıyla birlikte proje üretip ve yönetecek donanımda
olmaları gerekmektedir.

Başka deyişle, ulus devletin “sosyal devlet” rolüne dayalı yapılanmasının bittiğini… Devletin eğitimden sağlığa, konuttan alt yapı hizmetlerine kadar tüm alanlardaki planlama ve biçimlendirme görevini özel kesime devrettiğinin hala bilincinde olmayan sivil toplum örgütleri önümüzdeki dönemde bir bir elenecekler.
ÇYDD, bugün “yönetişim” olarak tanımlanan bu değişimi de zamanında kavradı. Özel kesimle birlikte yürüttüğü projelerinde Türkiye’nin kitaplarda ya da sinema karelerinde tanıdıkları yüzünü onlara gösterdi, o yüzlere kendi mahallinde dokunmalarını sağladı. Bazen Eruh’taki bir kız öğrencinin boncuk boncuk bakan gözlerinde, bazen Bingöl’deki ana sınıfındaki Mehmet’in defterinde, bazen de Sincan’ın kadın işliklerinde, okuma-yazma kurslarında onları buluşturdu. Türkiye’nin en ücra köşesindeki çocuklar, gençler ve kadınlar okula ulaşıncaya kadar bu buluşma devam edecek.

Sonra mı? Tüm sorunların eğitimde düğümlendiği bir ülkede “Ya sonra?” sorusunu sormak mümkün mü! Tabi ki, yeni yeni kulvarlara bayrak açıcağız.
Kaldı ki ÇYDD üyeleri için ''sivil toplum" u yönetime dahil eden yeni yapılanma: Şeffaf yani denetlenebilir, hesap verebilir ve sürekli gelişimi hedeflediği sürece “Çağdaş Türkiye” hedefine ulaşmak mümkün olabilecek. Bu nedenle kâr amaçlı özel kesimin mali gücü karşısında gönüllülük gücüyle bağımsızlığımızı korumaya özen göstermekteyiz. Yeni proje ve kaynak yaratma çalışmalarına ağırlık vermekte ve şube yönetimlerini gerek teknoloji gerekse insan gücünde gençleştirmekteyiz.
Bugüne kadar her 21 Şubat Çağdaş Türkiye’yi ileriye taşıyan yeni köprülerle bezeli bir doğum günü şöleni oldu. Kurulduğu ilk günden beri aynı heyecan ve inançla yer aldığım, üyesi olmaktan gönendiğim bu köprülerde yürümenin coşkusuyla…. Demokratik, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkeleri yolunda nice 20’li yıllara ÇYDD.

Prof.Dr.Türkel Minibaş
ÇYDD Genel Başkan Yardımcısı