ÇAĞDAŞ DOĞA ÇAĞIMIZDAN ŞİKÂYETÇİ

 

Aslında bu cümleyle başlamak istemezdim bu ilk yazıma değerli ÇYDD dostları ama yaşadıklarımız, özellikle 1960 larda başlayan ozon tabakasındaki incelmenin tetiklediği küresel ilkim değişikliği ile öylesine tehlikeli bir geleceğe sürükleniyor ki dünya, o başlık oturuverdi yazının girişine. Siz bunu bilin bilmesine de ben gene  ¾ ü suyla kaplı bir boncuk misali gezegenimizin, mavi küremizin nasıl bir doğa cenneti olduğunu anlatmakla başlayayım sözüme..

Uzaydan bakıldığında top gibi görünen dünyamız aslında birbiri ile iç içe geçmiş ama birbirinden çok farklı yapıda yaşama alanlarına sahip. Onlara denizler/okyanuslar, ormanlar, sulakalanlar, bozkırlar, makilikler, yüksek dağlar gibi isimler veriliyor. Belki siz bunları birbirine benzetebilirsiniz ama biraz dikkatli baktığınızda aralarında derin farklar da olduğunu görürsünüz; belki de siz zaten hepsini farklı görüyordunuz ama aslında onlar bir yumak gibi birbirinin içine geçmiş, hiç de birbirinden tam anlamıyla farklı değil. Nasıl bir ikilem değil mi? Hem farklılık hem aynılık. İzin verin de doğanın bu kadar bir gizemi olsun, değil mi?

Tüm dünyadaki yaşam aslında temiz hava, su ve toprakların harmanlanmasıyla can kazanmış sayılır. Kirlenen topraklarda temiz besinler olamadığı gibi, azalan sularda da zengin hayatlar olamaz. Siz havanız kirlendiğinde sağlıklı yaşayabilir misiniz? İşte en temeline geliverdik konunun birkaç satırda: Yaşayan doğa için    temizlik gerek, bizim de ihtiyacımız olduğu gibi..

Yaşayan doğadan bahsederken insanlar için bile büyük bir tehdit olan –sömürü-den bahsedebilir miyiz hiç? İnsanlığın varlığını sürdürebilmesi için doğayı kullanmak, doğanın da kendi kendini kullanması kadar sınırlı, saygılı olursa yaşayan bir doğadan ve de yaşayan bir insanlıktan bahsedebiliriz. Tüketim, arzın üstüne çıktığı taktirde o ürünü kullanan, sonunda kullanacağı üründen olmuş demektir. Arslan savandaki tüm ceylanları öldürüp bitirirse yarını olabilir mi? İşte yaşayan doğanın bir başka kuralı: Kullanma-koruma dengesi de yaşatılmalı. Bu bağlamda bir sorun daha var: Aşırı üreme! Aşırı üreyene doğa kendi dersini verir, onu aç bırakır ve olması gereken düzeye indirir. Böyle bir düzenleme açlıkla, perişanlıkla olur ki buna doğal dengenin sağlanışı diyebiliriz. İnsanoğlunun aklıyla yapması beklenen nüfus denetimi doğada, doğanın öz denetimi ile mutlaka gerçekleşir.

Ve birdahaki yazımda sizinle temiz, dengeli, varlığı ile zengin yaşama ortamlarını tanımaya, sizi oralara götürmeye çalışacağım. ÇYDD sayfalarındaki doğa gezimize hoş geldiniz.

 

Şahika Ertan

Doğa Gözcüleri Derneği Kurucu Üyesi

 

 

< Geri