Ülkemizde Biyolojik Çeşitlilik ve Sorunlar

“Son Buzul Çağı MÖ 10000-11000 civarında bitti. İnsan yeryüzünde varolmuştu o zaman. Soğukla ve iklimin ani değişmesiyle insanlar mağaralara sığındılar ve hayatlarını o şekilde idame ettirdiler. Bu arada önemli bir şey oldu. Buzullar Kuzey Kutbu’ndan itibaren güneye doğru yayılırken Karadeniz’in yarısı hizasına geldi ve hemen hemen orada durdular. Kuzey yarıküre yaklaşık 1,5 kilometre kalınlığında buz kütlesiyle kaplanmıştı. Oradan kaçan canlılar üzerlerinde çeşitli polenler, bitki tohumları taşıdılar güneye doğru göçerken. Üzerinde yaşadığımız bu Anadolu toprakları çok ilginç bir şeye sahne oldu: Dünyada yedi büyük gen havuzu var ve bunların ikisi Anadolu topraklarında. Üç bini aşkın endemik bitki türümüz var. Yani sadece burada yaşayan başka yerde de doğal olarak yaşamasına imkan olmayan bitki türü. Buğdayın, arpanın anavatanı bu topraklar. Bütün yabanıl formları buralarda. Bugün dünyayı doyuran en önemli iki gıda bu topraklardan çıkma. Ama ne acıklı ki buradaki yabanıl formlardan ehlileştirilmiş buğdayı, tohumluk buğdayı bugün biz Anadolu insanı olarak ithal etmek zorundayız. Yapılacak çok şey var bu ülkede, bu ülkede üstüne taş konacak çok taş var. Bu ülkeyi imar edelim derken, tahrip etmemeliyiz. Bu amaçla da 21. yüzyıldaki kalkınma stratejilerimizi çok ciddi bir şekilde gözden geçirmeliyiz. - Prof. Dr. Ismail Duman (1)”

Sayın Duman' ın da işaret ettiği gibi Anadolu toprakları Dünya' da eşi bulunmaz bir biyolojik çeşitliliğe sahip. Avrupa kıtasının tamamında bitki türü sayısı 12.000 civarında iken sadece Türkiye'deki bitki türü sayısı 10.000'e yaklaşmaktadır. Bu türlerden 3000 kadarı endemik olup sadece ülkemizde bulunmaktadır. Ülkemizde 80000 civarında hayvan türü olduğu kabul edilmektedir ve bu sayı tüm Avrupa'daki hayvan türü sayısının yaklaşık 1.5 katıdır.

Bu zenginliğe ve biyolojik çeşitliliğin öneminin her geçen gün artmasına karşın, ne yazık ki ülkemizde tüm kamu kurumlarınca kabul edilmiş ve kamuoyu tarafından benimsenmiş bir doğa koruma politikası geliştirilmemiştir.

Ülkemizdeki hızlı nüfus artışının yanı sıra, 1950’li yıllarda başlayan sanayileşme ve altyapı yatırımları, tarımda modern tarım alet ve tekniklerinin kullanılması, köylerden kentlere göç ve artan turizm faaliyetleri doğal kaynaklar üzerindeki baskının artmasına neden olmuş; kıyılar büyük ölçüde tahrip edilmiş; sularımızın bir kısmı kullanılmaz hale gelmiş; deniz ve göller kirlendiği için balık üretimi düşmüş; tarım alanlarının önemli bir kısmı sanayi ve yerleşime açılmıştır. Yine yanlış politika ve uygulamalar sonucunda biyolojik çeşitlilik ve ekolojik dengenin korunması yönünden son derece önemli olan orman alanları daralmış, mera alanlarının %50 den, sulak alanların %40 dan fazlası kaybedilmiş, kalanlarında ise ekolojik denge bozulmuştur.

Ülkemizdeki doğa koruma faaliyetlerinin tarihi 1950’li yıllara uzanmasına karşın, hukuki ve idari alanda gereken önem verilmediği ve yeterli kaynak ayrılmadığı için çabalar etkisiz kalmış ve arzulanan hedeflere ulaşmak mümkün olmamıştır.

Bu süreç içerisinde çok sayıda yasa çıkarılmış; ancak, bu yasalar farklı zamanlarda ve farklı ihtiyaçlara cevap vermek üzere hazırlandığı için, birbiriyle çelişen hükümleri içermekte, aralarında organik bir bağ bulunmamaktadır.

Doğa koruma ile ilgili çıkarılmış uluslar arası sözleşmelerin tamamına taraf olunduğu halde ulusal mevzuat uluslararası sözleşmelere uyumlu hale getirilmediğinden uygulamadaki dar boğazları aşmak mümkün olmamıştır. Uluslar arası sözleşmelerin yanı sıra ulusal mevzuat gereği birden fazla koruma statüsünün olduğu alanlarda bile etkili bir koruma ve yönetim sağlanamamıştır.

Planlama ve projelendirmelerde, kurumların kendi öncelikleri, görev, yetki ve sorumlulukları çerçevesinde bağımsız hareket etmeleri, işbirliğinden kaçınmaları uygulamada kaynak israfının yanı sıra, telafisi mümkün olmayan zararların yaşanmasına neden olmuştur. (2)

Ülkemizde yaşanan olumsuzluklara paralel olarak tüm Dünya' da da benzer olumsuzluklar yaşanmıştır ve yaşanmaktadır. Biyolojik çeşitlilik açısından çok değerli birer eko sistem olan sulak alanlar eşi görülmemiş bir tehdit altında bulunmaktadırlar. Tarım arazisi kazanmak amacıyla kurutmalar. Sıtma ve benzeri bazı hastalıkların kaynağı görüldüğü için bilinçsizce yapılan ilaçlamalar ve atık sularla kirletilme gibi nedenlerle önemli ölçüde yok edilmiştir ve bu olumsuz süreç günümüzde de devam etmektedir.

 

A. Oktay Demirkan

 

Yararlanılan Kaynaklar :
(1) Prof. Dr. İsmail Duman-Çokuluslu Saldırıya Karşı Kemalist Direniş Bilinci  - Aydınlanma 1923 
(2) 4.Çevre Şurası - Doğal Hayatın Korunması ve Sürdürülebilir Yönetimi Komisyon Raporu